• Vuslat Çamkerten

Ben Bir Başkası

Güncelleme tarihi: 1 gün önce



Sarhoştum. Üzgündüm. Kızgındım.


Kendimde değildim.


Neredeydim ben? Hayatımı benden bir başkası oynuyormuş gibi davranıyorum. Ben değilsem, kim bu üzgün? Kim bu uçurumun önüne beni sürükleyen, kim bu yalnızlıktan korktuğu için tadı tuzu kaçmış hayat oyununu sürdüren?


Ben bir başkası mıdır?


Kendime bahaneler ve mazeretler üretmekte ustayım. Zincirlerimi kıramadığım, özgürlüğün tadına doyasıya bakamadığım için başkalarını suçlamakta ısrarcı, istikrarlıyım.


Kendimi “mutlak” bulduğum bir hal olmalı. Bir formülüm ben, kendimi tekrar tekrar sağlamalıyım. Bir çerçeve gerek. İçinde kendimi garantide sayacağım bir hal. Bir kutu. Bir oda. Bir tabut. Mutlak bir bütünlük.


Kendimi bir bütün olarak duyumsayabilmeliyim ki kırılma, yok edilme, yok sayılma kaygısından uzakta durmalıyım. Belki de ben, içimde bir yerde dursun, başka benlerle bir olup ona sahip çıkmalıyım. O kendini korumayı bilmiyor. Gizlenerek de olsa bir savaştayım. Ben, bana karşı.


Ben bir başkası.


Kendimizi savaşa davet eden biziz. Haberimiz yokmuş gibi davranıyoruz, hepsi bu. Kim düşman, kim yancı, kim korunacak, kim ölmeli. Hangi ben? Canımız her istemediğinde, başımız her sıkıştığında “ben” bir sihirbaz çabukluğunda başkasına dönüşebiliyor. İnsan en kolay, en çok kendini aldatıyor derler, en yakınındaki kendi olduğundan.


Ben, hayatını bir başkasına oynatıyor, ben kendini çalıştırıyor, hırpalıyor, para kazansın, kariyer yapsın, hayatı boyunca yalnız bir kişiye bağlı kalsın diye kendini zorluyor, ben mutlu olmak için kendini sarhoş ediyor, yarattığı zırh başka türlüsüne müsaade etmiyor çünkü. Sevişebilmek için, vurduğu ketlerden kurtulabilmek, kendini sarsabilmek, nefes alabilmek, düşündüğünü özgürce söyleyebilmek, kendisine dayatılana hayır diyebilmek için “kendinden geçmenin” yollarını arıyor.


İnsan, kendini ortadan kaldırıyor ki, kendini aldatabilsin.


Suçtur bu.


Oysa “ortada” koskoca bir ben var. O seni dengeleyen, iyileştiren, tazeleyen, o senin çekirdeğin. O bunların hepsini birden yapabilir. Hayata evet, istemediğine dur diyecek, yaşamın olmadığı yere çiçekler ekecek, lüzum geldiği yerde ben de varım, lüzum geldiğinde ben yokum bu işte diyecek ben sende var.


Kalıplara sığdırmaya çalıştıkça kendini kesip biçmenin yaraları baş edilmez olur. Hem kendimizi tastamam bir geometrik şekil gibi mutlak bir bütün sanmak, tutarsız ve faydasız bir kendini aldatma yöntemi aslında. Çünkü insan kendini tamamlamaya çalıştıkça eksiklerini buluyor. Ve sonra eksik bulduğu yerlerden başkalarına bağlanıyor. Hem de öyle bir bağlanıyor ki, benim olmazsa öldürürüm, beni bırakırsa yaşayamam diyecek kadar körlemesine. Birlikteliklerin ve ailelerin yapı taşı sevgi değil çoğu zaman, yalnızlık korkusu. İnsanlar tek başlarına var olamayacakları korkusuyla gülümsemeye, sarılmaya, sevişmeye, aynı masada suskunluk içinde yemek yemeye, yalanlar, yalanlar, yalanlar söylemeye devam ediyor. Kendimizi aldatmak bir sarmal, önü sonu olmayan, ayaklarımızdan boğazımıza, aklımıza fikrimize kadar dolanan bir dikenli tel. Sadece ete kemiğe değil, metal ve taş yığınlarına da bağlanıyoruz. Bir ev daha -ve daha- satın almak için sabahtan akşama beyaz kolalı yakalarımızla şık köleler olmayı kabul ediyoruz. Nasıl çalıştığını bile bilmediğimiz bir araba için o olmazsa hiçbir yere gidemem diyebiliyoruz, giyecek hiçbir şeyimiz olmadığına kendimizi gerçekten ikna edebiliyoruz. Kendi yarattığımız illüzyonların hepsine tek tek aldanıyoruz. Bahaneler ve yalanlarla kendimize açtığımız savaşta algılarımızı bozuyor, yaşamdan üstümüze düşen ışığı kırıyor, gözlerimizden yaşama yansıyan ışığı solduruyoruz. Öyle ki ben, hiç olmayacağı halde sahiden bir hiçe dönüşüyor.


Oysa ben ne büyük bir var oluştur. Apaçıklığın, dolaysızlığın, özgür iradenin, coşkuların en kuvvetli, en parlak halleri ondadır. Güçlü bir ben kendini korumayı, istediğini içine almayı, istediğini dışarda tutmayı bilir. Kendini aldatmak yerine kendiyle yüzleşmeyi bilen, karşısındakini aldatmak yerine özgür iradenin gücüne sırtını yaslayan biri, fırtınayı güneşli günden farklı saymaz. Fırtına da, güneş gibi insanın çekirdeğiyle aynı maddeden yapılmıştır. Yaşamın kendisidir bunlar. Yaşam bizi öldürmez. Daha doğrusu, yaşam beni korur.


Ben, bir başkası değil, sarhoşluğuyla, üzgün haliyle, kendinde kayboluşun esnekliğiyle ben.


Ben.


Kendimdeyim.


*


Bu yazı ilk kez 2018 yılında Psikeart Dergi'nin "Aldatmak" temalı sayısında yayımlanmıştır.



94 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör