• Vuslat Çamkerten

İçimizde Saklanacak Bir Yer

Çocukluğun Gölge Balkonundan Taş Duvarlara




İnsan kendini defalarca yeniden keşfedebilir, hatta bunu hayattaki uğraşlarının en büyüğü bile yapabilir. Sonunda bambaşka bir şeye dönüşeceğini bile bile ve bunu isteyerek bir önceki kendini yok eder. Belki de mecburen yok olmuş kendini küllerinden yeniden doğrur. Her ihtimalde dönüşümler unutulmazdır. Ergenlik de böyledir. Bu dönüşümlerin belki de en büyüğü ve bu yüzden en unutulmazıdır. Ve gene aynı sebepten, en çok ve en çabuk unutulanıdır.


Bitmek bilmeyecekmiş gibi gelen o büyülü, acılı, meraklı zamanlardan bahsediyorum. Her şeyi çok fazla, kendini çok az zannedersin ya da tam tersi olmuştur, içine düştüğün ufacık dünyanın içinde dev gibisindir. Etrafındaki herkes öyle dar, öyle sığ, yaşadıkları, anlattıkları öyle küçüktür ki, büyüyerek, çok büyüyerek, bir an önce büyüyerek her şeyi alt etmek istersin. Keşke hiçbir zaman yeterince büyüyemeyeceğini, hiçbir şeye gönlünce yetemeyeceğini sana söyleyebilecek “büyük”lerin olsa.


Zaman, ruhunun ve vücudunun yanında dalga geçerek kendi müziğinde dans eden bir hayalettir. Seni sana yabancı eder. Seni sana düşman. Seni senin tek dostun eyler. Kollarının, bacaklarının, memelerinin, kulaklarının bile artık bambaşka hissedebildiğini fark edersin. Uzuvlarınla, seni saran teninle yeniden tanışırsın. Vücudun artık yalnız kendi ritmine meyillidir, seyredalarsın, güzeldir, şaşırtıcı ve sırlarla doluymuş gibi gelir. Aklının sınırlarının genişlediğini görür, bazen kimselere anlatamazsın. Çocukken de çok gülerdin ama şimdi eğlenmenin ne demek olduğunu anlarsın, mutlu anlarında etrafını rahatsız edecek kadar taşkınlaşırsın. Kızgınlıkların, öfken, hayal kırıklıkların çoğalır, bu sefer herkesten önce seni rahatsız edecek kadar gerçektirler. Önerilerin, tesellilerin, hayatın kendisinin sana yetmediği gibi ilk kez karşılaştığın duygularla tanışırsın. Ne kendi soruların yeter, ne senden önce büyüyenlerin sorduğu soruların cevabı seni tatmin edebilir artık. Kendi başına, seni uçuran ve yerin dibine sokan duygular avuçlarının içinde iki kürek, kendini hırçın dalgaların içinde buluverirsin. Sana, İn o kayıktan, diyecekler, aldırma, göreceksin, yeni dünyanın azgın suları bile sahte.


Dertsiz, küçük dünyanın kapıları sana sormadan kocaman başka bir dünyaya doğru ardına kadar açıldığında, yeni dünyanın merakı ve çocukluğun verdiği cesaretle adımını attığın anda, bir daha geri dönülmez olduğunu fark ettiğin yerdir ergenlik. Bir dünyadan ötekine taşınma mecburiyetidir. Kucağında doğru dürüst toparlayamadığın anılarının kutuları, kimsenin yardımı olmadan bir evden ötekine kendini taşır, yerleştirirsin. Her gün biraz daha, her gün biraz daha. Yolda bir zaman sonra eski kutularından sıkılır, kendini yeni evin yenilerine, yeni işlere, yapılacak yeni şeylere adapte edersin. Geleceği ilk defa düşündüğün anlar başladı. Umut, hayaller ve kudretle dopdolusun. Umarım işler yolunda gider.


Öte yandan, bilyelerini, bebeklerini, artık sana deli saçması gelen tüy ya da anahtarlık koleksiyonunu, zaten bir kürekle dağılan kumdan kalelerini, hayalinde oradan oraya uçurduğun, dünyayı kurtaran kahramanları, ağlayıp da ağladığını iki saniyede unuttuğun günleri eski evde bıraktın. Dünyayı içine karışmadan izlediğin o gölgelik balkon yok bundan böyle. Yeni evde tüm pencereler cayır cayır sıcağa açılıyor. Altına, rahatsız edilmeyeceğini bilerek yarı uykulu kıvrıldığın arka bahçedeki ağacın da yok. Bari o kalsaydı dersin, ama yeni cesur dünyanda bazı şeylere yer yok, biliyorsun, önüne çıkan herkes bunu sana zaten bir bir anlattı. Vakit her dem uyanık kalacağın, gerekirse taş duvarlarının arkasına saklanarak kendini koruyacağın vakit artık. Bundan sonrası günlerin sonuna dek kendinle defalarca savaşarak, yeniden barışarak, her defasında başka bir şeye dönüşerek geçecek. Dönüşüm başladı. Umarım yaşamayı seversin.


“Beni şaşırtan şey, diyorum, melankolim ile dünyanın geri kalanının bu kadar uyumlu olması. Başka bir deyişle, çoğu insanın melankolimi makul karşılamasına şaşırıyorum,” der Wilhelm Genazino, Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk’ta. Hepimiz, aslında birbirimizin ne yaşadığını az çok biliyoruz. Toplumlar aynı şeylere üzülüp, aynı şeylere sevinen insanların bir aradalığında oluşur. Yarı uykudaymış gibi yaşadığımız günlerde bile birbirimizin duygularını hissederiz. Hemen hemen aynı duygularla dönüşür, benzer duygularla yeniden doğarız. Aynı acıları unutmaya meylimiz bundandır. Bu yüzden hepimizin yaşadığı belalı, sancılı ergenlik zamanlarını büyürken aynı anda unutuvermişizdir. Büyüklerin “evlerinde” o zamanlardan bir daha kolay kolay bahsedilmez. Bir daha ne kumdan kaleler, ne cam bilyeler.

Ancak iki dünya arasındaki geçişlerinde içlerinde bir yeri oya oya kendini oraya saklayanlar ergenlik günlerini unutmaz. Çünkü çocukluklarından en kıymetli parçaları oraya, içeride bir yere saklamışlardır. İşte o zaman, lazım olan her fırsatta içinde güzel bir şeyle karşılaşabilir insan. Bazen o oyuktan bir plastik top çıkar, eski evin taşlık yollarında sektirilir. Kim bilir, bazen de ipekli bir mendil gölge bir balkondan iki küçük parmağın arasından rüzgara tutulur. Umarım o sensindir.


*


Bu yazı ilk kez 2017 yılında Psikeart Dergi'nin "Ergenlik" temalı sayısında yayımlanmıştır.


60 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör