• Vuslat Çamkerten

İyi Bir Haritacı

Güncelleme tarihi: 1 gün önce



Duygusal yükü ağır bir gecenin ertesi, etim, gözlerim şiş, tatsız bir durgunlukla uyandığım bir sabahtı. Rutinime devam ediyor, kendimi herkesten önce kendime güçlü göstermeye çalışıyordum.


Yine.


Buna alışmıştım, kalemin duvarlarında tek bir çatlak, içimden dünyaya akacak tek bir sızıntı bile yoktu. Odalarda gezinip hızlıca dağınıklıkları toparladım, kahvemi pişirdim, yazacağım yazıya hazırlık olması için kısa, verimli okumalar yaptım, sonra bir kahve daha ve bilgisayarımın başına geçecekken odamın penceresinin önünde durdum.


Stor perde yarıya kadar inikti, dışarıyı görebilmek için perdeyi yukarıya kaldırmaktansa kendimi de şaşırtan ani bir hareketle aşağıya, yere çömeldim. Kollarım dizlerimi sardı. Küçücük oldum. Başımın sivriliğini de hesaba katınca sanki bir yumurta ya da bir topaç gibiydim. Pozisyonumun rahatlığına, bir bebekle denk yeni boyuma şaşırmıştım. Kendime dışardan bakmıyordum hayır, bilakis kendimi her yerimle beraber ta içeriden hissediyordum. Bedenimi bir bütün olarak ne zamandır dolu dolu duyumsayamadığımı farketmiştim. O boşluğu, nereden geldiği belirsiz huzursuz zayıflık hissini suç üstü yakalamıştım işte. Tortop oluvermek, kendimi sımsıkı kavramak hem bedenimi esnetmiş hem de aklımdaki katı durgunluğa bir şey yapmıştı. Gülüyordum, bir topaca benzemek beni neşelendirmişti. Şaşırmıştım da. Çünkü kırılganlığımla yüz yüze gelmiştim. Aslında gerçek halim buydu. Büzüşmüş, küçücük olmuştum. Hassas bir dönemden geçtiğim halde zayıflığımla yüzleşmekten kaçarak, bedenen ve zihnen büyükmüşüm, kuvvetliymişim gibi, fırtınanın tam önünde durabiliyormuşum gibi yapıyor, yaşadığım sertliğin karşısında delik deşik bir kumaş gibi çalkalandıkça iyice güçsüz düşüyordum.


Bir süre küçük bir topaç olarak pencerenin içinden dışarıyı izledim, her gün gördüğüm bahçelere, çatılara, ağaçlara, insanlara, arabalara bile başka bir gözle bakıyordum. Dünyayı yeni bir açıdan izlemenin iyileştirici bir yanı vardı. Kendime bakışımdaki esneklik, nesneleri algılayışıma da yansımış, her gün gördüğüm resimleri değiştirmişti.


Yeniden ayağa kalkıp dik durduğumda kendimi sızıntılarımla, çatlaklarımla, her yerimle beraber duyumsayabiliyordum, onları kabul etmiş, onlarla birlikte dünyayı yeniden görebilmiştim.


Kendimi katılaştırmaya varacak safhada güçlü durmaya çalışmak, edindiğim bir alışkanlıktı ve kırılması elbette öyle tek bir seferde olmadı, vücudum ve zihnim her şartta dik durmaya zorlanmaktan kolayca vazgeçmedi, bu aynılıkla sıkışmış belleğim beni hipnotize etmeye, durgunlaştırmaya devam etmek istiyordu. Bildikleri en iyi şey buydu galiba. Ama ben bir yolunu bulup kendime başka bir şey göstermiştim. Kendime bir metafor yaratmış, bir anın, etkili, kısa bir hikayenin içine kendimi atmayı başarabilmiştim. Böylece topaç olmayı, ihtiyacım olan her fırsatta sürdürdüm. Aslında ne olduğumla, nerede olduğumla, ne’den ve niçin kaçtığımla yüzleşmeye devam ettim.


Metaforlar ilk elden gerçeklerin dışında bize başka şeyler söyler, bizi herkesin her gün hep bir ağızdan tekrar ettiği, neredeyse aynı biçimlerde eyleme döktüğü, gerçeklerin, diğer bir deyişle mutlak formların dışında bir yere götürür, aslında bize muazzam bir armağan verirler: bilinenden bilinmeyene ulaşmanın milyonlarca yolunu, başka dünyalar kurabilmenin sınırsız özgürlüğünü ve zihnin esnekliği denen süper gücü.


Akıl metaforlarla düşünmeyi öğrendiğinde dünyayı görmenin ve anlamanın sonsuz formuna da yelken açmış olur. Dokunulmaz addedilen gerçeği kırarak ve algılarının kapılarını ardına kadar açarak kendine benzersiz bir alan yaratır. Bağlamlar ve meseleler arasına önce küçük ilmekler atmakla işe başlar ve ilmekler her seferinde büyüyerek daha büyük meseleleri daha büyük meselelere bağlayabilme kabiliyetini zihnimize bahşeder. Bu da soyut düşünebilmeyi ve dolayısıyla eleştirel bakış açısına sahip olabilmeyi bize kazandırır. Metaforlar yoluyla, görünenin ötesindekini görebilmeyi, satırların arasını okuyabilmeyi, hareketlerin ardına gizleneni keşfetmeyi öğreniriz. Metaforun sağlam ipini belimize dolayarak çözülmesi gereken bir sorunun, yüzleşilmesi gereken bir hatıranın içine kendimizi daha sağlam bırakırız. “Oraya” daha çabuk gidip, daha kolay dönebiliriz. Hatırlamamız ve yolumuzu bulmamız kolaylaşır, hatta gittiğimiz yerden dönmek için kendimize yeni yollar yaratırız.


Bir dostum, alışkanlıklar, kaygılar ve korkularla örülü bağımlı bir ilişkiyi sonlandırırken içine düştüğü kör kuyudan (işte bir metaphor daha) kendisi için bir metafor yaratarak kurtulduğunu anlatmıştı. Meğer ben içinden hiçbir zaman inemeyeceğimi düşündüğüm bir dönme dolaptaymışım, demişti, bunu anlamıştım. Bir gün aşağıda, öbür gün yukarıdaydım ve hiçbir zaman kendi ayaklarımın üstüne bastığım sağlam bir zeminde değildim. Nihayet o dönme dolaptan inebildiğim zaman, önce sarhoş gibiydim, başım dönüyordu, ne yapacağımı, hatta nereye tutunacağımı bile bilmiyordum, kusuyor, kendimi kaybediyor, en basit biçimde olduğum yerde durmaya devam etmeye, sabit halimi koruyarak hayatta kalmaya çalışıyordum. Sonra yavaş yavaş görüşüm düzeldi, vücudum o korkunç çalkalanışın etkisinden kurtuldu ve dengelendi. İşte o zaman yeniden hareket ettim, önümde yollar olduğunu, başka bir yere gidebileceğimi görebildim. Ve yürüdüm. Yürüdüm gittim, demişti. Kendine yarattığı dönme dolap metaforuyla hayata geri dönmüştü.


Gregor Samsa’nın bir sabah yatağında böcek olarak uyanması gibi benim bir sabah topaca dönüşmem ve dostumun bir dönme dolabın esiri olduğunu keşfetmesi hepimize bir şey söylüyor. Bulunduğumuz yerden bir süreliğine koparak dünyaya bambaşka bir gözle bakabileceğimizi bize hatırlatıyor. Açılar değiştiğinde, algılarımız alışılagelmişten başka türlü işlediğinde, koca dünya yerli yerinde hiç bozulmadan duruyor olsa dahi, bizim bambaşka türlü bir şey göreceğimiz kesin. Orada belki kendimi bulacağız, belki iyi bir şiirin izini, belki bir hatırayı, belki geleceğin planını. Belki sadece keyif için başka bir dünyaya bakıp çıkacağız. Ama yeni bir şeyi ya da defalarca baktığımız bir şeyi daha önce hiç görmediğimiz ve bilmediğimiz haliyle yakalayacağımız kesin.

Hayata bağlanmak dediğimiz şey belki de metaforlara tutuna tutuna, onlardan güç ala ala daha büyük, daha kuvvetli anlamlara vararak oluyor. Belki de metaforun kendisi bile metafora dönüşerek bir arı gibi çiçeklere konarak ilerliyor, daha büyük bir şey, daha büyük bir anlam yaratabilmek ve bizim o anlamı bulmamızı sağlamak için.


Aslında metaforlarla kendimizi şaşırtıp ters düz ederek kaybolduğumuz yerde işe yarar bir çıkış yolu bulmak üzere bir haritacıya dönüşüyor, kendimize her seferinde yeni haritalar çizebilecek bir süper güce erişiyoruz: hayat kurtaran bir süper güce.


*


Bu yazı ilk kez 2019 yılında Psikeart Dergi'nin "Metafor" temalı sayısında yayımlanmıştır.



99 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör